1 Mart 2011 Salı

O HALDE


                                                                                        
   Mustafa Balbay…
   Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarı ve Ankara Temsilcisi…
   Gazeteci…
   Gezi, araştırma ve siyasi kitapları var… Kalemi kuvvetli bir yazar aynı zamanda.
  2008 yılının 1 Temmuz’unda Ergenekon Davası kapsamında gözaltına alındı. Dört gün sonra mahkeme tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Serbest kaldı.
  5 Mart 2009 yılında yeniden evi basıldı. Polisler tarafından arandı. Ertesi gün çıkarıldığı mahkeme tarafından hükümeti yıkmaya teşebbüsle suçlandı. Tutuklu yargılanması uygun görüldü.
  726 gündür tutuklu…
  Silivri Cezaevinde…
  Suçunun ne olduğu tam olarak bilmiyor… Pek çok kez mahkemeye itirazda bulundu. Geçersiz sayıldı tüm itirazları.
  Geçtiğimiz senenin sonlarında Silivri Toplama Kampı Zulümhane adlı kitabını yazdı. Cumhuriyet Kitapları tarafından yayımlandı oradaki yaşamını anlattığı ve savunmasını içeren bu kitap.
  Kitabı yazarken bilgisayar talebinde bulundu. Verilmedi. Daktilo isteminde bulundu. O da cezaevi yetkilileri tarafından uygun görülmedi. Verilmedi. Mustafa Balbay’da sol elle yazmayı öğrendi, sağ eli yorulunca…
  (Hatırlarsınız Hizbullah örgütü üyelerinin internet bağlantıları bile vardı cezaevinde!)
  5 Mart’ta ikinci kitabı piyasa çıkıyor…
  Düşünüyorum O Halde Sanığım…

   Kitabın arkasında bir kartpostal var bu sefer, üzerinde beyaz güvercin olan… Okuyucu dileklerini yazacak o kartpostala ve düşünceleri Silivri’ye kadar ulaşacak…
   Mustafa Balbay yalnız olmadığını, onu düşünen ve seven binlerce kişinin olduğunu anlayacak…
  ***
   Balbay, düşündüğü için sanık olduğunu belirtmiş…
   Daha başka hangi durumlarda Türkiye’de insanlar sanık…
   Bakalım…
   Atatürkçüyüm O Halde Sanığım…
   Muhalefetim O Halde Sanığım…
   Demokratiğim O Halde Sanığım…
   Dürüst Gazeteciğim O Halde Sanığım…
   Laikliğin Savunucusuyum O Halde Sanığım…
   Özgürlüğün Savunucusuyum O Halde Sanığım…
   Sosyal Adaletten Yanayım O Halde Sanığım…

   Belki de…
   Bu Yazıyı Yazdım O Halde Sanığım diyeceğim ileride…

  
  Not: Yazımı yazdığım sırada Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın tek kişilik hücreye geçirildi haberi geldi. Yazıktır!
 
 

28 Şubat 2011 Pazartesi

ÇOCUK HAKLARI KONGRESİ

   1.Türkiye Çocuk Hakları Kongresi yapıldı.
   Geçtiğimiz pazar…
   Haliç Kongre merkezinde…
   Çocuk Vakfı, İstanbul Üniversitesi ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu düzenlemişti kongreyi.
   Başbakan konuşma yaptığı sırada iki kız öğrenci ayağa kalktı… Dileklerini iletmek istediler Başbakan’a eğitimle ilgili… Sınav sistemini eleştirdiler… Parasız eğitim ve dershane taleplerini dile getirdiler…
   Seslerini duyurmaya çalıştılar sadece…
   Bu sırada kürsüde konuşmaya devam etti Başbakan…
   Daha sonra… Gençlerin söylediklerini dinlemek istedi ve konuşmasını kesti Başbakan… Taleplerini dinledi kürsüden… Ve konuşmasına ara verdiği yerden devam etti…
   İnandırıcı olmadı değil mi?
   O zaman gerçek daha sonraya bakalım…
   Başbakan’ın korumaları iki genç kızın üzerine atıldı… Ağızlarıyla ellerini kapattı… Kollarından ve bacaklarından tutup her ikisini de salonun dışına çıkarttı…
   Kongrenin adı neydi?
   1.Türkiye Çocuk Hakları Kongresi…

27 Şubat 2011 Pazar

NE DERSİNİZ?

   Konya’da Saadet Partisi  İl Gençlik Örgütü protesto eylemi gerçekleştirmiş…
   Sebebiyse,  Mevlana Müzesi’ne yakın bir otelde içki içiliyor iddası…
   Tekbir getirmişler… Açıklamalarda bulunmuşlar…
   Mevlana’ya saygısızlık oluyormuş içki içmek… Kemikleri sızlıyormuş yattığı yerde… İçki içenler gidipte türbesinin başında mı içiyorlar? Hayır… Ee o zaman sorun ne?
   Sorun başka…
   Mahalle baskısı…
   Konya muhafazakâr kimliğiyle öne çıkan bir şehrimiz… Bunların olması normal diyebilirsiniz; fakat mahalle baskısı yok deniliyor iktidar partisi tarafından… Asla böyle bir şeyi kabul etmeyiz deniliyor… Burası demokratik bir ülke, isteyen içkisini de içer deniliyor… Öyle değil mi? ( 24 yaş sınırını karıştırmayın şimdi… O, gençlerin alkol bağımlılığından korunması için… İyi niyetli bir yaklaşım… Sosyal devlet olmanın sorumluluğu… Lütfen… Anlayın…)
   Kafama takılan bir soru var bu arada…
   Acaba orada eylem yapanlar, bir kere olsun Mevlana’yı açıp okumuşlar mı?
   Ne dersiniz?

 Not: Demokratik yazmışım, yazımın bir bölümünde Türkiye için… Mazur görün… İleri demokratik(!) olacaktı… Düzeltir… Sevgiler sunarım…

ŞEHRİ

   Bugün pazar…
   Umutlar… Aşklar… Yaşamlar… Çocuklar… Aileler… Güzellikler…
   Bunlardan bahsetmek isterdim bugün…
   Ama yazamayacağım dilediğim gibi…
   Neden mi?
   Çünkü;
   Umudu söndü Şehri Filiz’in…
   Otuzbir yaşındaydı o daha….
   Dün bıçaklar saplandı içindeki aşka, umutlarındaki yaşamına…
   Tekmelendi yüzündeki güzellikler… Yerlere savruldu hepsi…
   Bağırdı… Canı yandı… Kimseler bir şey yapamadı ona…
   Maltepe’de cadde ortasında öldürüldü o… Birlikte yaşadığı, sevgilisi sandığı; fakat katili olduğunu daha sonra anladığı adam tarafından…
   İki çocuk annesiydi Şehri
   Çocukları kimin elini tutacak, kime sarılacak şimdi?
   Nasıl bahsederim ben güzel düşüncelerimden, neredeyse her gün kadınlarımız Şehri’n ortasında öldürülüyorken…
    Söyler misiniz?

26 Şubat 2011 Cumartesi

BAĞIMLI YARGI

  Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, (HSYK) Danıştay ve Yargıtay’a 211 yeni üye atadı.  Üyelerin sadece 5’i kadın… Kadınlara verdiğimiz değerin büyüklüğünü(!) görüyorsunuzdur…  Yeni atanan üyelerin de bazı dikkat çeken özellikleri var…
   Bazı üyelerin geçmişlerine göz atalım…
   Eyüp Sarıcalar… Melih Gökçek’in Tansel Çölaşan’a (ADD Başkanı) açtığı tazminat davasını onaylayan hakim… Neden açmıştı Sayın Gökçek bu davayı? 12 Eylül referandumunda evet oyu verenlerin gaflet içinde olduğunu söylemişti çünkü Sayın Çölaşan… Haklı mıydı Sayın Çölaşan? Karar sizin…
   Bir başka yeni atanan üye…
   Kadir Altınışık… Hanefi Avcı’yı Devrimci Karargah soruşturması kapsamında sorguya çeken savcı olur kendisi… Haliç’te Yaşayan Simonlar adlı kitabı yayımlandıktan kısa süre sonra hakkında tutuklama emri çıkarılmıştı Sayın Avcı’nın… Birileri kitapta anlatılanlardan rahatsız olmuştu anlaşılan… Kitapta bahsedilen kimi dinci örgütlenmelerin devlet içerisine yerleşmesi ve oralarda kullanılması gerçekti ki Sayın Avcı tutuklanmıştı…
   Bu ülkede gerçeği söyleyenler nerelerde buluyor kendini biliyorsunuz…
   Devam edelim üyelere…
   İdris Asan… 9. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi. Dursun Çiçek’e Balyoz Davası’nda tutuklama kararı veren mahkeme üyesi. Dursun Çiçek’in yaptığı tahliye istemine de karşı çıkmıştı.
   M. Murat Yönder… Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı… Erkenekon davasında etkin rol üstlenmiştir…
  Kadir Kayan… Kozmik odalardaki aramaları yapmıştı…
  Liste daha uzun… Hepsini yazmayacağım…
 Danıştay’ın Anıtkabir’e çıkıp, Atatürk’e atamaları şikayet etmesi… Yargının artık bağımsız olmadığını yazması Danıştay Başkanı Mustafa Birden’in özel deftere…
  ****
  Anayasanın 3. Maddesi: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
  İleri demokrasi adı altında geriye gidişler… Sözde kalan demokratik hamleler…
  Laikliğin karşısında duran bir partinin sekiz yılı geçen iktidarlığı…
  Sosyal devletin tanımının sadaka toplumuna dönüşmesi… Seçim öncesi dağıtılan kömür ve bulgur…
  Hukukun siyasallaşması yapılan bu son atamalarla…
  *****
  Başka söze gerek yok, her şey ortada!

24 Şubat 2011 Perşembe

YAZIKTIR KADINLARIMIZA

                                                   
   Gazetelerin üçüncü sayfasını açıp okuyun ya da haber bültenlerini dinleyin/izleyin, karşınıza kadın ölümleri çıkacaktır ülkemizdeki... Bu sıralar oldukça yoğun yaşanıyor üstelik!
   Normal bir olaymış, ülkemizin gerçeği buymuş gibi…
   Vahşice katlediliyor kimisi… Sokak ortasında kurşun sıkılıyor vücutlarının dört bir yanına… Kimi evinde öldürülüyor… Kimi işene giderken… Kimisi bıçakla deşiliyor… Eski eşleri, yeni sevgilileri, boşanmak istedikleri eşleri tarafından…
   Gerçek olan şu ki: Türkiye’de kadınlar öldürülüyor!
   Ve çok az sivil toplum kuruluşu bu konuyu gündemine taşıyor…
   Ufacık/kısacık haberler yayımlıyor medya kuruluşlarımız…
    Hani şu çok bilmiş, belge-bilgiye aşık medyamız var ya onlar ve tabi diğerleri de…
   Geçen aylarda sanatçı(!) olarak nitelenen dans yarışmacısı vefat ettiğinde, bazı köşe yazarları ve medyatik insanlarımız günlerce açıklamada bulundular... Hatta, olaya gizli hayatın dokululmazlığını delerek bakanlar oldu…  Haber yapmak uğruna…  
   Şu an sesleri çıkıyor mu bu ölümler karşısında?
   Kadın; eğitimli-eğitimsiz, köylü-kentli, çalışan-işsiz, evli-bekar, güzel-çirkin hiç fark etmez… Önemlidir ve saygıdeğerdir!
   Kurtuluş savaşı yıllarında kadınların emeği büyük değil midir? Kağnılarla taşımamışlar mıdır cephe gerisine cephaneleri, askerlerin karınlarını doyuran yemekleri onlar pişirmemişler midir?
   Kadın umut demektir… Aşk demektir… Güzel duygular uyandırmak demektir karşı cinste… Direniş ve kararlılık demektir… Anne demektir çocuğu için… Erkek için, dertlerini paylaştığı dost demektir… Ama asla ölüm demek değildir… ASLA!
   Unutmadan… Bir kez daha düşünün kadınların dekolteleriyle uğraşanları…
   Yazıktır…

   Not: Meclisin gündemine kadın ölümleri seçimlere biraz daha yakın taşınır, merak etmeyin. O yüzden yazmadım onları.

23 Şubat 2011 Çarşamba

ŞİKAYET

   Pazar günü…
   Ankara’ya yağmur yağıyordu…
   Balyoz davası adı altında tutuklanan emekli generallerin ve muvazzaf subayların eşleri oradaydı… Darbe yapma gerekçesiyle tutuklanmışlardı…. Planları(!) vardı…
   Sadece onlar mı Anıtkabir’deydi? Hayır! Laik, Atatürkçü, gerçek yurtsever, demokrat ve hukukun üstünlüğünü her şeyden önemli gören binlerce insan buluştu onlarla…
   Atatürk’e şikayet için gittiler Anıtkabir’e… Ülkemizdeki hukuksuzluğu… Demokrasi düşmanlığını… İleri adı altında geriye gidişimizi… Her gün bir parça daha yok edilişimizi… Gerçek Atatürk sevdalılarının hapislere tıkılmasını… Uydurma belgelerle tutuklanmasını… Laiklik karşıtı ilan edilen partinin yalan dolan söylemlerle halkı kandırmasını…
   Atatürk dertlerini dinledi onların…
   Çiçek bıraktılar mozolesine… Gözyaşı döktüler… Bu ülkeyi kurmak için canını dişine takarak çalışan Atatürk ve O’na destek olan arkadaşları için… Tutuklu askerler için… Ağladılar…
   Binlerceydiler…
   Harbiye Marşı’nı söylediler hep bir ağızdan…
   Binlerceydiler…
   Hukuksuzluğu haykırdılar…