1 Mart 2011 Salı

O HALDE


                                                                                        
   Mustafa Balbay…
   Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarı ve Ankara Temsilcisi…
   Gazeteci…
   Gezi, araştırma ve siyasi kitapları var… Kalemi kuvvetli bir yazar aynı zamanda.
  2008 yılının 1 Temmuz’unda Ergenekon Davası kapsamında gözaltına alındı. Dört gün sonra mahkeme tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Serbest kaldı.
  5 Mart 2009 yılında yeniden evi basıldı. Polisler tarafından arandı. Ertesi gün çıkarıldığı mahkeme tarafından hükümeti yıkmaya teşebbüsle suçlandı. Tutuklu yargılanması uygun görüldü.
  726 gündür tutuklu…
  Silivri Cezaevinde…
  Suçunun ne olduğu tam olarak bilmiyor… Pek çok kez mahkemeye itirazda bulundu. Geçersiz sayıldı tüm itirazları.
  Geçtiğimiz senenin sonlarında Silivri Toplama Kampı Zulümhane adlı kitabını yazdı. Cumhuriyet Kitapları tarafından yayımlandı oradaki yaşamını anlattığı ve savunmasını içeren bu kitap.
  Kitabı yazarken bilgisayar talebinde bulundu. Verilmedi. Daktilo isteminde bulundu. O da cezaevi yetkilileri tarafından uygun görülmedi. Verilmedi. Mustafa Balbay’da sol elle yazmayı öğrendi, sağ eli yorulunca…
  (Hatırlarsınız Hizbullah örgütü üyelerinin internet bağlantıları bile vardı cezaevinde!)
  5 Mart’ta ikinci kitabı piyasa çıkıyor…
  Düşünüyorum O Halde Sanığım…

   Kitabın arkasında bir kartpostal var bu sefer, üzerinde beyaz güvercin olan… Okuyucu dileklerini yazacak o kartpostala ve düşünceleri Silivri’ye kadar ulaşacak…
   Mustafa Balbay yalnız olmadığını, onu düşünen ve seven binlerce kişinin olduğunu anlayacak…
  ***
   Balbay, düşündüğü için sanık olduğunu belirtmiş…
   Daha başka hangi durumlarda Türkiye’de insanlar sanık…
   Bakalım…
   Atatürkçüyüm O Halde Sanığım…
   Muhalefetim O Halde Sanığım…
   Demokratiğim O Halde Sanığım…
   Dürüst Gazeteciğim O Halde Sanığım…
   Laikliğin Savunucusuyum O Halde Sanığım…
   Özgürlüğün Savunucusuyum O Halde Sanığım…
   Sosyal Adaletten Yanayım O Halde Sanığım…

   Belki de…
   Bu Yazıyı Yazdım O Halde Sanığım diyeceğim ileride…

  
  Not: Yazımı yazdığım sırada Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın tek kişilik hücreye geçirildi haberi geldi. Yazıktır!
 
 

28 Şubat 2011 Pazartesi

ÇOCUK HAKLARI KONGRESİ

   1.Türkiye Çocuk Hakları Kongresi yapıldı.
   Geçtiğimiz pazar…
   Haliç Kongre merkezinde…
   Çocuk Vakfı, İstanbul Üniversitesi ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu düzenlemişti kongreyi.
   Başbakan konuşma yaptığı sırada iki kız öğrenci ayağa kalktı… Dileklerini iletmek istediler Başbakan’a eğitimle ilgili… Sınav sistemini eleştirdiler… Parasız eğitim ve dershane taleplerini dile getirdiler…
   Seslerini duyurmaya çalıştılar sadece…
   Bu sırada kürsüde konuşmaya devam etti Başbakan…
   Daha sonra… Gençlerin söylediklerini dinlemek istedi ve konuşmasını kesti Başbakan… Taleplerini dinledi kürsüden… Ve konuşmasına ara verdiği yerden devam etti…
   İnandırıcı olmadı değil mi?
   O zaman gerçek daha sonraya bakalım…
   Başbakan’ın korumaları iki genç kızın üzerine atıldı… Ağızlarıyla ellerini kapattı… Kollarından ve bacaklarından tutup her ikisini de salonun dışına çıkarttı…
   Kongrenin adı neydi?
   1.Türkiye Çocuk Hakları Kongresi…

27 Şubat 2011 Pazar

NE DERSİNİZ?

   Konya’da Saadet Partisi  İl Gençlik Örgütü protesto eylemi gerçekleştirmiş…
   Sebebiyse,  Mevlana Müzesi’ne yakın bir otelde içki içiliyor iddası…
   Tekbir getirmişler… Açıklamalarda bulunmuşlar…
   Mevlana’ya saygısızlık oluyormuş içki içmek… Kemikleri sızlıyormuş yattığı yerde… İçki içenler gidipte türbesinin başında mı içiyorlar? Hayır… Ee o zaman sorun ne?
   Sorun başka…
   Mahalle baskısı…
   Konya muhafazakâr kimliğiyle öne çıkan bir şehrimiz… Bunların olması normal diyebilirsiniz; fakat mahalle baskısı yok deniliyor iktidar partisi tarafından… Asla böyle bir şeyi kabul etmeyiz deniliyor… Burası demokratik bir ülke, isteyen içkisini de içer deniliyor… Öyle değil mi? ( 24 yaş sınırını karıştırmayın şimdi… O, gençlerin alkol bağımlılığından korunması için… İyi niyetli bir yaklaşım… Sosyal devlet olmanın sorumluluğu… Lütfen… Anlayın…)
   Kafama takılan bir soru var bu arada…
   Acaba orada eylem yapanlar, bir kere olsun Mevlana’yı açıp okumuşlar mı?
   Ne dersiniz?

 Not: Demokratik yazmışım, yazımın bir bölümünde Türkiye için… Mazur görün… İleri demokratik(!) olacaktı… Düzeltir… Sevgiler sunarım…

ŞEHRİ

   Bugün pazar…
   Umutlar… Aşklar… Yaşamlar… Çocuklar… Aileler… Güzellikler…
   Bunlardan bahsetmek isterdim bugün…
   Ama yazamayacağım dilediğim gibi…
   Neden mi?
   Çünkü;
   Umudu söndü Şehri Filiz’in…
   Otuzbir yaşındaydı o daha….
   Dün bıçaklar saplandı içindeki aşka, umutlarındaki yaşamına…
   Tekmelendi yüzündeki güzellikler… Yerlere savruldu hepsi…
   Bağırdı… Canı yandı… Kimseler bir şey yapamadı ona…
   Maltepe’de cadde ortasında öldürüldü o… Birlikte yaşadığı, sevgilisi sandığı; fakat katili olduğunu daha sonra anladığı adam tarafından…
   İki çocuk annesiydi Şehri
   Çocukları kimin elini tutacak, kime sarılacak şimdi?
   Nasıl bahsederim ben güzel düşüncelerimden, neredeyse her gün kadınlarımız Şehri’n ortasında öldürülüyorken…
    Söyler misiniz?

26 Şubat 2011 Cumartesi

BAĞIMLI YARGI

  Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, (HSYK) Danıştay ve Yargıtay’a 211 yeni üye atadı.  Üyelerin sadece 5’i kadın… Kadınlara verdiğimiz değerin büyüklüğünü(!) görüyorsunuzdur…  Yeni atanan üyelerin de bazı dikkat çeken özellikleri var…
   Bazı üyelerin geçmişlerine göz atalım…
   Eyüp Sarıcalar… Melih Gökçek’in Tansel Çölaşan’a (ADD Başkanı) açtığı tazminat davasını onaylayan hakim… Neden açmıştı Sayın Gökçek bu davayı? 12 Eylül referandumunda evet oyu verenlerin gaflet içinde olduğunu söylemişti çünkü Sayın Çölaşan… Haklı mıydı Sayın Çölaşan? Karar sizin…
   Bir başka yeni atanan üye…
   Kadir Altınışık… Hanefi Avcı’yı Devrimci Karargah soruşturması kapsamında sorguya çeken savcı olur kendisi… Haliç’te Yaşayan Simonlar adlı kitabı yayımlandıktan kısa süre sonra hakkında tutuklama emri çıkarılmıştı Sayın Avcı’nın… Birileri kitapta anlatılanlardan rahatsız olmuştu anlaşılan… Kitapta bahsedilen kimi dinci örgütlenmelerin devlet içerisine yerleşmesi ve oralarda kullanılması gerçekti ki Sayın Avcı tutuklanmıştı…
   Bu ülkede gerçeği söyleyenler nerelerde buluyor kendini biliyorsunuz…
   Devam edelim üyelere…
   İdris Asan… 9. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi. Dursun Çiçek’e Balyoz Davası’nda tutuklama kararı veren mahkeme üyesi. Dursun Çiçek’in yaptığı tahliye istemine de karşı çıkmıştı.
   M. Murat Yönder… Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı… Erkenekon davasında etkin rol üstlenmiştir…
  Kadir Kayan… Kozmik odalardaki aramaları yapmıştı…
  Liste daha uzun… Hepsini yazmayacağım…
 Danıştay’ın Anıtkabir’e çıkıp, Atatürk’e atamaları şikayet etmesi… Yargının artık bağımsız olmadığını yazması Danıştay Başkanı Mustafa Birden’in özel deftere…
  ****
  Anayasanın 3. Maddesi: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
  İleri demokrasi adı altında geriye gidişler… Sözde kalan demokratik hamleler…
  Laikliğin karşısında duran bir partinin sekiz yılı geçen iktidarlığı…
  Sosyal devletin tanımının sadaka toplumuna dönüşmesi… Seçim öncesi dağıtılan kömür ve bulgur…
  Hukukun siyasallaşması yapılan bu son atamalarla…
  *****
  Başka söze gerek yok, her şey ortada!

24 Şubat 2011 Perşembe

YAZIKTIR KADINLARIMIZA

                                                   
   Gazetelerin üçüncü sayfasını açıp okuyun ya da haber bültenlerini dinleyin/izleyin, karşınıza kadın ölümleri çıkacaktır ülkemizdeki... Bu sıralar oldukça yoğun yaşanıyor üstelik!
   Normal bir olaymış, ülkemizin gerçeği buymuş gibi…
   Vahşice katlediliyor kimisi… Sokak ortasında kurşun sıkılıyor vücutlarının dört bir yanına… Kimi evinde öldürülüyor… Kimi işene giderken… Kimisi bıçakla deşiliyor… Eski eşleri, yeni sevgilileri, boşanmak istedikleri eşleri tarafından…
   Gerçek olan şu ki: Türkiye’de kadınlar öldürülüyor!
   Ve çok az sivil toplum kuruluşu bu konuyu gündemine taşıyor…
   Ufacık/kısacık haberler yayımlıyor medya kuruluşlarımız…
    Hani şu çok bilmiş, belge-bilgiye aşık medyamız var ya onlar ve tabi diğerleri de…
   Geçen aylarda sanatçı(!) olarak nitelenen dans yarışmacısı vefat ettiğinde, bazı köşe yazarları ve medyatik insanlarımız günlerce açıklamada bulundular... Hatta, olaya gizli hayatın dokululmazlığını delerek bakanlar oldu…  Haber yapmak uğruna…  
   Şu an sesleri çıkıyor mu bu ölümler karşısında?
   Kadın; eğitimli-eğitimsiz, köylü-kentli, çalışan-işsiz, evli-bekar, güzel-çirkin hiç fark etmez… Önemlidir ve saygıdeğerdir!
   Kurtuluş savaşı yıllarında kadınların emeği büyük değil midir? Kağnılarla taşımamışlar mıdır cephe gerisine cephaneleri, askerlerin karınlarını doyuran yemekleri onlar pişirmemişler midir?
   Kadın umut demektir… Aşk demektir… Güzel duygular uyandırmak demektir karşı cinste… Direniş ve kararlılık demektir… Anne demektir çocuğu için… Erkek için, dertlerini paylaştığı dost demektir… Ama asla ölüm demek değildir… ASLA!
   Unutmadan… Bir kez daha düşünün kadınların dekolteleriyle uğraşanları…
   Yazıktır…

   Not: Meclisin gündemine kadın ölümleri seçimlere biraz daha yakın taşınır, merak etmeyin. O yüzden yazmadım onları.

23 Şubat 2011 Çarşamba

ŞİKAYET

   Pazar günü…
   Ankara’ya yağmur yağıyordu…
   Balyoz davası adı altında tutuklanan emekli generallerin ve muvazzaf subayların eşleri oradaydı… Darbe yapma gerekçesiyle tutuklanmışlardı…. Planları(!) vardı…
   Sadece onlar mı Anıtkabir’deydi? Hayır! Laik, Atatürkçü, gerçek yurtsever, demokrat ve hukukun üstünlüğünü her şeyden önemli gören binlerce insan buluştu onlarla…
   Atatürk’e şikayet için gittiler Anıtkabir’e… Ülkemizdeki hukuksuzluğu… Demokrasi düşmanlığını… İleri adı altında geriye gidişimizi… Her gün bir parça daha yok edilişimizi… Gerçek Atatürk sevdalılarının hapislere tıkılmasını… Uydurma belgelerle tutuklanmasını… Laiklik karşıtı ilan edilen partinin yalan dolan söylemlerle halkı kandırmasını…
   Atatürk dertlerini dinledi onların…
   Çiçek bıraktılar mozolesine… Gözyaşı döktüler… Bu ülkeyi kurmak için canını dişine takarak çalışan Atatürk ve O’na destek olan arkadaşları için… Tutuklu askerler için… Ağladılar…
   Binlerceydiler…
   Harbiye Marşı’nı söylediler hep bir ağızdan…
   Binlerceydiler…
   Hukuksuzluğu haykırdılar…

22 Şubat 2011 Salı

BÖYLE BİR ÖDÜL

   Akdeniz kıyısındaki Libya’ya sıçradı halk ayaklanmaları…
   42 yıldır iktidarda oturan Kaddafi’yi devirmeye çabalıyor insanlar… Her devrim sürecinde olduğu gibi kan var orada da… İnsanlar birbirleriyle, polisle ve en önemlisi paralı askerlerle çatışıyor…
   Meydanlarda özgürlük için toplanıyor halk… Öldürülüyor…
   Halkın üzerine rastgele ateş açılıyor… Uçaklarla bomba atılıyor tepelerine… Bu sert bastırma yönteminin tek amacı var: iktidarını korumak. Açlık çeken halkını görmezden gelip, ülkesini aynı şekilde yönetmeye devam etmek… Başkaldırısına çare bulmak yerine, halkını öldürerek kökten(!) çözüm üretmek…
   Beş günde ölü sayısının 200’ü aştığı söyleniyor…
   Diğer Afrika ülkelerinden gelen keskin nişancı -paralı askerler- muhalif göstericileri susturuyor kurşunlarla…
   Öldürdükleri gösterici sayısına bağlı dolar doluyor cepleri…
   Yaşamı yok et yeter ki…
   Muhalif ses çıkmasın yeter ki….
   Geçen sene Kaddafi İnsan Hakları Ödülü Uluslararası Komitesi Libya’da Recep Tayyip Erdoğan’a  İnsan Hakları Ödülü verdi…
   İnsan hakları ödülü veren eller, onu şimdi ayaklar altına alırken…
   Elinde böyle bir ödülü tutmak niye?

21 Şubat 2011 Pazartesi

SAĞLIKLI DÜŞÜNCELER

  İzmir’de bir meslek lisesi…
  Tire İlçesinde…
  Asım Arar Anadolu Sağlık Meslek Lisesi…
  Öğrenciler, bu liseden mezun olduklarında sağlık kuruluşlarında çalışacaklar büyük ihtimalle… Hastane, sağlık ocağı, poliklinik vb… Aldıkları derslerinde neredeyse tamamı sağlık alanına yönelik…
  Bu kurumun öğretmenleri 27 Ocak 2011 tarihinde bir karar aldılar.
  Karar, sağlıksız mı sağlıksızdı…
  Okulun verdiği mesleki eğitimle tezat oluşturuyordu…
  Karar şuydu: “ Kız öğrenciler ikinci dönem okula gelirken etek yerine pantolon giyecekler.”
  Dönem başladı… Öğrenciler tepki gösterdiler ilk önce… Sonra veliler… Basına yansıdı bu olay ve beş gün uygulanabildi sadece…
  Basına yansımayıp, devam etseydi bu uygulama?
  Kızlar özgürce eteklerini giyemeselerdi… Zorla okula pantolonla gitselerdi… Aldıkları eğitimden, okula gitmekten zevk alırlar mıydı? Baskıyla uygulanan kurallar insanların mutluluklarına gölge düşürmez mi?
  Basının önemi işte burada ortaya çıkmıyor mu?
  Çıkıyor ve onlar bunu iyi biliyor…
  O yüzden içeri tıkıyorlar; halkı aydınlatan doğruları yazan gazeteci ve aydınları…
  Sağlıklı düşünceler!

20 Şubat 2011 Pazar

SESİN ÇIKSIN

   Dün akşam Kozyatağı Kültür Merkezi’ndeydim…
   Genco Erkal’ın yıllardır büyük bir başarıyla sahneye koyduğu ve Nazım Hikmet’in hayatını anlattığı “Kerem Gibi” adlı oyunu izledim.
   İkinci kez seyircisi oldum bu oyunun, bu sene…  Herkesin görmesini şiddetle tavsiye ederim…
  Bu oyundan bahsetmemin sebebiyse usta şairimiz Nazım Hikmet’in şiirlerinden birinin beni çok düşündürmesi oyun sırasında…
   Akrep gibisin kardeşim,
   korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
   Serçe gibisin kardeşim,
   serçenin telaşı içindesin.
   Midye gibisin kardeşim,
   midye gibi kapalı, rahat.
   Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
   Bir değil,
   beş değil,
   yüz milyonlarlasın maalesef.
   Koyun gibisin kardeşim,
   gocuklu celep kaldırınca sopasını
   sürüye katılıverirsin hemen
   ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
   Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
   hani şu derya içre olup
   deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
   Ve bu dünyada, bu zulüm
   senin sayende.
   Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
   ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
   kabahat senin,
   — demeğe de dilim varmıyor ama —
   kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

   Söyleyecek başka şeyim yok…
   Uyuma, korkma ve sesin çıksın canım kardeşim, SESİN!

19 Şubat 2011 Cumartesi

DAHA İSTER MİSİNİZ?

  İçişleri Bakanımız Beşir Atalay açıklama yaptı geçen günlerde…  ABD Dışişleri sözcüsünün ve Büyükelçisi’nin Türkiye’de basın özgürlüğüne ilişkin söylediklerine yanıt verdi bu açıklamasında…
   Ne demişti onlar, ANLAYAMIYORUZ…
   Atalay’ın söyledikleri enteresan… Bakalım bunu anlayabilecekler mi?
  Türkiye basın özgürlüğünde ABD’den bile ilerideymiş… Öyle diyor…
   Bana kızmayın…
   Bu özgürlükler zannediyorum ki sadece yandaş ve liboş basına özgü… Onlar için kullanılıyor, onlar yararlanıyor bu özgürlüklerden…
   Sınır tanımayan… İnsanları uygarlığın üst seviyelerinde gezdireduran özgürlüklerden…
   Başka ne diyor bakanımız…
   Hemen bakalım…
   “ Türkiye, dünyanın diğer demokratik ülkelerinde olmadığı kadar basın özgürlüğünün olduğu bir ülke. Siz de yaşıyorsunuz zaten bunu, çok renkli basın hayatıyla, televizyonlarıyla, gazeteleriyle, internet ortamıyla Türkiye, basın özgürlüğünün sonuna kadar yaşandığı bir ülke.”
   Basın gün be gün yeşil renge boyanıyor… Benim gördüğüm renk sadece bu…
   Bukalemun gibi köşe yazarları ve araştırmacılar yer buluyor gazetelerde, televizyondaki tartışma programlarında… Bir de onların renkleri var tabi, unutmamak lazım!
   Muhteşem Yüzyıl dizisine RTÜK tarafından ceza gelmişti, hatırlarsınız… Ama yanlış anlamayın, demokrasi azalmış dizi oyuncuları arasında o yüzden ceza vermişti RTÜK…
   Türk Hava Yolları’na Cumhuriyet ve Sözcü gibi gazeteler alınmıyor, kimi kütüphanelerin kapısından içeri bile giremiyor…
   Çok yakın bir zamanda internetten doğruları ve gerçekleri yayınladıkları, halkı bilgilendirdiği için tutuklanmadı mı gazeteci Soner Yalçın ve iki arkadaşı… Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek suçundan…
   Pek çok gazeteci ve aydın Silivri’de değil mi?
   “ Türkiye’de şu andaki basın özgürlüğü, en ileri demokratik ülkelerinkinden daha ileri bir seviyededir.” demiş açıklamasının sonlarına doğru İçişleri Bakanı…
   E bakın ne oldu şimdi: İleri İleri Demokrasi…
   Daha ister misiniz Demokrasi?
 
 
 

17 Şubat 2011 Perşembe

İLERİ GERİ DEMOKRASİ



   Akşam soğuk…
   Düşünüyorum…
   İleri demokrasi adı altında ülkemizde uygulanan faşizmi… Değerli gazetecilerin ve aydınların uydurma darbe planlarıyla içeri alınmasını, terör örgütü kurma gerekçesiyle aylardır hapiste tutulmasını…
   Gece yarısı evlerin basılmasını…
   Muhalif yayın yaptıkları gerekçesiyle tutuklanan insanları…
   Yerlerde sürüklenen üniversite öğrencilerini…
   Yüzlerine demokratik değil, ileri demokratik biber gazı ve tazyikli su yiyen gençleri…
   Hepsinin tek suçu ATATÜRKÇÜ ve DEMOKRATİK olmaları… İleri demokratik olmadıkları ve Atatürk’ü onlar kadar sevmedikleri(!) için yapılıyor bütün bunlar aslında…
   Korkutma ve sindirme politikaları gün be gün artıyor… Suskun yaşayan, iktidarın yalakası olan insanlar çoğalıyor toplumda…
   Bizim politikamızda korku yok, derken bile gözleriyle korkutuyor halkın başkanı…

16 Şubat 2011 Çarşamba

O DEVİR ESKİDENDİ

   Milli Eğitim Bakanlığı bir kitap hazırladı…
   Lise öğrencilerine sosyoloji dersi anlatılacak bu kitaptan… Yani sosyoloji dersinin kitabı…
   Buraya kadar her şey gayet güzel ve normal görünüyor. Oturuyor bir kurul masanın başına, toplumların ilerlemesinde önemli yere sahip olan sosyoloji bilimini öğrencilere nasıl anlatabiliriz diye düşünüyor…
   Yazmaya başlıyor kitabı üyeler…
   Sorun bu noktadan sonra başlıyor… Kitap yazılmıyor çünkü… Farklı yerlerden alıntılarla dolduruluyor… Alıntılarda kullanılan gazeteler ise şaşırtıcı…
   Zaman…
   Yeni Şafak…
   Bugün…
   Yeni Asya…
   Taraf…
   Bu gazeteler size bir şey anımsatıyor mu? İktidara yönelik yayınlarıyla tanınıyorlar hepsi, bazen uydurma haberlerle gündeme bomba gibi düşüyorlar adeta… Geçen haftalarda Taraf Gazetesi’nin köşe yazarına TGB üyelerinin yaptığı darbe şakası gerçek yüzlerini biraz olsun görmesini sağladı insanların…
   Sorunlar bitmiyor bu kadarla… Başbakan Erdoğan’ın da Konya’daki Adalet Sarayı’nı açarken ki konuşması kitapta yer alıyor… Bunca sosyolog dururken neden Başbakan? Düşünmeye gerek yok herhalde…
   Mustafa Kemal Atatürk’ten alıntı mı dediniz?
   O devir kapandı, eskidendi o!

15 Şubat 2011 Salı

KANDIRMACA


   Kandırmak o kadar kolay ki halkı...
   Seneler önce açılışı yapılmış yerleri büyük bir şölenle açmak... Bulgur dağıtmak... Yazın sıcağında kömür yardımı yapmak... Ekonomimiz mükemmel demek… Biz ileri demokrasiye geçtik ey halkım demek… Benim valim işini bilir demek…
  Felsefe derslerini silip süpürmek müfredattan... Ezberci eğitimi gırtlaklarına kadar dayamak öğrencilerin… Testler sunmak önüne, seç demek beşinden birini… Başka şansın yok tabiki, önüne verilen bu!
   Düşüncesiz toplum yaratmak çok kolay!
   Televizyon programları yayınlamak her gün...
   Kapaklar açılsın, paralar dökülsün yerlere, güvenlik görevlisi arkadaşlar paraları toplasınlar hemen... O kız o adamla evlensin... Bu yemek güzel olmamış, tuzu biraz fazla geldi bana... Bu dizideki kız varya, şununla berabermiş; dün gece klübünde görülmüş… Adını koydum kızımın özel üniversiteye gidiyor, burslu kazandı hemde de oynayan kız var ya hani Aşk-ı Memnu’da da oynamıştı işte o dün yanımdaki masada yemek yedi of bir görsen o kadar güzel giyinmişti ki… Dansa davet, sen kabul etmessen ben tek de ederim programındaki yarışmacılara hastayım ben; bu yüzden hemen dans kursuna yazıldım… Onlar gibi olacağım artık…
   Uyutmak kolayca, rüyalara sürüklemek insanları…
   Durmak yok aman diyeyim izlemeye, seyretmeye devam... Susmaya, tepkisiz kalmaya... Magazin dünyasındaki hayatlardan ilham almaya devam...
   Sorgulamak mı sakın ha sakın!